AJANS04 – Türk sinema ve tiyatrosunun usta ismi Salih Kalyoncu’nun babasının hikâyesi, duyanları hem şaşırtıyor hem hayran bırakıyor. Trabzon’dan Ağrı’ya uzanan bu sıra dışı yaşam öyküsü, “casusluk” şüphesiyle başlayıp bir şehrin kaderini değiştiren tabelacılığa dönüşüyor.

Her şey, Trabzon’un Çaykara ilçesinden çıkan saat tamircisi Abdurrahman Kalyoncu’nun askerlik yıllarında kurduğu dostluklarla başlıyor. 4,5 yıllık askerlik sürecinde Ağrılı arkadaşlarının “Burada saatçi yok, gel dükkân aç” ısrarına kayıtsız kalamayan Kalyoncu, ailesini de alarak Ağrı’ya yerleşiyor.

Hattat bir babanın oğlu olan Kalyoncu’nun asıl farkı ise burada ortaya çıkıyor. Harf İnkılabı’nın yeni yeni yerleştiği dönemde, dükkânına kendi elleriyle Türkçe bir tabela hazırlıyor. Ancak bu tabela, onu bir anda şehrin en dikkat çeken ismi haline getiriyor.

Öyle ki ertesi gün kapısını polisler çalıyor… Kalyoncu, doğrudan Valilik makamına götürülüyor. Sebep ise oldukça çarpıcı: Şehirde kimsenin yeni Türkçe ile tabela yazamaması! Dönemin Ağrı Valisi’nin, “Sen bu yazıyı nereden biliyorsun? İran’dan mı geldin, casus musun?” diyerek sert bir sorguya aldığı ifade ediliyor.

Ama hikâyenin kırılma noktası tam da burada yaşanıyor. Kalyoncu’nun Trabzonlu olduğunu ve yeni alfabeyi askerlikte öğrendiğini anlatmasıyla ortamın havası bir anda değişiyor. Vali’nin verdiği o meşhur tepki ise adeta filmlere konu olacak cinsten: “Seni gökte ararken yerde buldum!”

Bu sözün ardından Abdurrahman Kalyoncu, bir anda Ağrı’nın resmi tabelacısı haline geliyor. Vilayetten başlayarak şehirdeki birçok kurumun tabelasını hazırlayan Kalyoncu, farkında olmadan Ağrı’nın görsel kimliğini şekillendiren isimlerden biri oluyor.

Bu ilginç ve ilham verici hikâye, sadece bir ustanın başarı öyküsü değil… Aynı zamanda, ilerleyen yıllarda Türk sinemasının unutulmaz isimlerinden biri olacak Salih Kalyoncu’nun yetiştiği ailenin de temelini oluşturuyor.

Bugün sahnede ve ekranda izlediğimiz o güçlü oyunculuğun ardında, Ağrı sokaklarında yazılan bir tabela hikâyesi yatıyor.