DEM Parti’nin kongreyle görev değişikliğine gittiği, siyasi olarak etkisi ve yetkisi sona ermiş eski il başkanı Umut Doğruer, kar yağışı üzerinden yaptığı açıklamayla bir kez daha siyasette neden kenara alındığını kendi eliyle ispatladı.
Ortaya koyduğu metin ne bir değerlendirme, ne bir özeleştiri, ne de toplumu rahatlatmaya yönelik bir çağrıdır. Bu metin;
suçu başkasına atan,
ispat sunmayan,
hedef gösteren,
kurumları zan altında bırakan
ve en önemlisi ahlaksız bir dil üzerine kurulmuş siyasi bir hezeyandır.
Afet Masalıyla Beceriksizliği Gizlemek
Umut Doğruer’in açıklamasının omurgası şu cümleye dayanıyor:
“Bütün ilçelerde yağan kar afete dönüştü.”
Bu şehir yarım metrelik karı afet diye konuşmuyorsa, bunun sebebi inkâr değil, hafızadır.
Ağrı bu karın iki katını, üç katını gördü.
Ama hiçbir dönem bu kadar plansız, bu kadar dağınık, bu kadar savruk bir yönetim sergilenmedi.
Kar afet olmadı.
Afet, yönetememe hâlidir.
Bunu “doğa” diyerek örtmeye çalışmak, halkın aklıyla alay etmektir.
İsim Vermeden Atılan İftiralar
Doğruer diyor ki:
“DEM belediyelerini yıpratmak için pusuda bekleyenler var.”
Kim?
İsim nerede?
Belge nerede?
Siyasette bu tarz yuvarlak, muğlak, korku üretmeye dayalı cümleler ahlaki değildir.
İddia varsa isim verilir.
Suçlama varsa delil sunulur.
Aksi hâlde bu yapılan şey, siyaset değil; çamur atmaktır.
Ve açıkça görülüyor ki bu çamur siyaseti, yalnızca belediyeyi savunma refleksiyle değil; kendi partisinde yeniden yer edinme çabalarının bir ürünü olarak kaleme alınmıştır. Siyasi etkisini yitirenlerin, gündem üzerinden varlık üretme gayreti ne yeni ne de masumdur.
“Trol”, “Vurgun”, “Çorba Parası” Dili
Bir siyasetçinin halka, kamu kurumlarına ve eleştiride bulunan yurttaşlara yönelik
“trol ordusu”,
“büyük vurgunlar”,
“çorba parasına saldıranlar”
gibi ifadeler kullanması; ne sert muhalefettir ne de politik cesaret.
Bu ahlaksız bir dildir.
Bu dil;
– eleştiriye cevap veremeyenlerin,
– sahadaki eksikliği savunamayanların,
– beceriksizliği örtmeye çalışanların dilidir.
Bugüne kadar hiçbir siyasi aktör, DEM Partili bir belediyeye bu denli aşağılayıcı, bu denli itham dolu, bu denli seviyesiz ifadeler kullanmadı. Ama Doğruer bunu kendi partisi adına yapmaktan çekinmedi.
Bu, siyasi değil; etik bir çöküştür.
Kamu Kurumlarına Atılan Çamur
Doğruer kamu kurumlarını “şov yapmakla” suçluyor.
Gerçek şu:
Eğer DSİ sahaya inmeseydi,
eğer kamu kurumları okul bahçelerini temizlemeseydi,
bugün binlerce çocuk ders başı yapamayacaktı.
Kendi işini yapamayanların, işi yapanlara “şovcu” demesi, en hafif tabiriyle yüzsüzlüktür.
Siyaset Yapamayanların Son Sığınağı: Mağduriyet
Bu açıklamanın tamamı, klasik bir siyasi refleksi yansıtıyor:
“Biz eleştiriliyorsak, mutlaka bize tuzak kuruluyordur.”
Hayır.
Bazen eleştirinin sebebi tuzak değil, başarısızlıktır.
Bazen sorun dış güçler değil, içerideki yetersizliktir.
Bunu kabul edemeyenler, siyaseti de ahlakı da kaybeder.
Umut Doğruer bu metniyle ne belediyeyi savunmuştur,
ne halkı ikna etmiştir,
ne de siyasi ağırlık ortaya koymuştur.
Ortaya koyduğu tek şey şudur:
Eleştiriden kaçan,
sorumluluktan korkan,
ahlaksız bir dilin arkasına saklanan
ve partisinde yeniden yer edinme çabasını kar üzerinden siyasetle yürütmeye çalışan
bir anlayış.
Bu şehir karı unutur.
Ama kimlerin kar üzerinden siyaset devşirmeye çalıştığını unutmaz.









Yorumlar
1 yorumÇorbacı diye hitap ettiği sen ve senin gibi bir kaç namussuzdur ???