Türkolog, yazar
HAKKINDA YAZILANLAR
Türkleşmiş bir Alman: Robert Anhegger
Beşir Ayvazoğlu
Zaman 9 Mayıs 2001
Robert Anhegger'in ölüm haberini nasılsa kaçırmışım. Geçen ay ölen bu değerli "Alman Türk'ü" için, danışma kurulunda yer aldığı ve birçok yazısını yayımladığı Tarih ve Toplum dergisinin yeni sayısında bir dosya hazırlanmış. İlber Ortaylı, Rasih Nuri İleri ve Fahri Aral'ın yazılarından oluşan bu dosyada, Anhegger'in de "Evangelinos Misailidis ve Türkçe Konuşan Dindaşları" başlıklı eski ve önemli bir yazısı yer alıyor.
Yıldızı Nazilerle barışmadığı için 1935 yılında ülkesini terk etmek zorunda kalan ve ömrünün büyük bir kısmını haymatlos olarak Türkiye'de geçiren, bu arada bir Türk'le, Mualla Eyüboğlu'yla evlenen Anhegger, kendini "Türkleşmiş bilinçli bir Alman" olarak görüyordu. Viyana'da doğmuştu ve niyeti aslında madencilik okumaktı. Ancak şartlar onu Balkanistik tahsili yapmaya zorladı. Bununla beraber madencilik hevesi büsbütün sönmemişti. 1942'de tamamladığı ve Zürich Üniversitesi'ne sunduğu doktora tezinde bu hevesiyle uzmanlık alanı şaşırtıcı bir biçimde bir araya gelmişti: "Osmanlı İmparatorluğu'nda Maden İşletmelerinin Tarihi Üzerine."
Anhegger, Balkanlar'da Osmanlı gerçeğiyle yüz yüze gelmiştir. Balkanistik çalışırken, bu bölgeyi altı yüz yıl idare eden Osmanlı gerçeğiyle ve Türk kültürüyle karşılaşmamak imkânsızdır. İlber Ortaylı Tarih ve Toplum'un yeni sayısında ikinci defa yayımlanan "İçimizden Biri" başlıklı Robert Anhegger portresinde, Türkçe'ye ve Türk kültürüne Balkanistik yoluyla giren araştırmacıların, bu alana Arapça ve Farsça'dan sonra yönelenlere göre daha gerçekçi olduklarını, yani oryantalistik kalıplardan ve kavramlar yumağından uzak durmayı başardıklarını söylüyor. Robert Anhegger gibi.
Savaş şartları ve ilgi duyduğu konular, Anhegger'i 1940'larda Türkiye'ye sürüklemişti. Özel Almanca derslerinden musahhihliğe ve redaktörlüğe kadar bir yığın iş yaparak ayakta kalmaya çalıştı. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde görev yaptı. Dostlar edindi. Bir yandan da yakın dostu Prof. Andreas Tietze'yle Türk dili, tarihi ve folkloru üzerine çalışmaya devam ediyordu. Aynı yıllarda Halil İnalcık'la birlikte, İlber Ortaylı'ya göre "Osmanlı tetkiklerinin temel eserlerinden biri" olan Kanunnâme-i Sultanî, ber-muceb-i Örfî Osmanî'nin gün ışığına çıkmasını sağladı.
1949 yılında, diğer Alman hocalarla birlikte üniversitedeki aktif görevinden ayrılan Anhegger, artık "Türkleşmiş" bir Almandı, dostları ve eşi tarafından akrabaları vardı; bunun için Türkiye'yi terk etmedi. Çeşitli kurumlarda görev yaptı. 1961'den itibaren yedi yıl boyunca İstanbul Goethe Enstitüsü'nü yönetti. İstanbul'daki ilk önemli sanat galerilerinden biri olan Maya Sanat Galerisi'ni o kurmuş ve öncü Türk ressamlarına açmıştı. Geniş bir sanat kültürüne sahipti.
İlber Hoca'nın sözünü ettiğimiz Anhegger portresindeki şu tespitleri çok önemlidir:
"[...] kimsenin el atmadığı bazı alanlarda öncü araştırmaları olan bir Türkologdur. Osmanlı İmparatorluğu içindeki halkların ayrı hücrelerde değil, iç içe yaşadıklarını görüp aralarındaki kültür alışverişini, ürünlerini bu açıdan tedkike yönelmiştir. Özellikle Türkçe konuşan Ortodokslar, yani Karamanlılar üzerindeki bazı bilgileri ona borçluyuz [...] Missailidis'in Temâşâ-i Dünya adlı eserini Vedat Günyol'la birlikte Lâtin harfleriyle yayımlamış ve bu eser ile Karamanlı ağzı üzerinde etraflı tetkiklerini özetlemiştir. Anhegger, Balkanlar ve Rumeli'deki Osmanlı mimarîsi ve geniş alandaki Türk kültürünün evreleri ve etkileşimi üzerinde de ilginç makaleler yazmıştır."
Son yıllarını yaşadığı Hollanda'da da Türk kültürü üzerindeki çalışmalarına aynı heyecanla devam eden Anhegger'in gençliğinde sosyalist olduğu anlaşılıyor. Türkiye'de bu kimliğini hiç ön plana çıkarmamakla beraber yakın çevresinde solcu aydınların ağırlıkta olduğu bir gerçektir. Keşke bütün sosyalist aydınlar bu "Türkleşmiş Alman"ı örnek alıp Türk kültürüne onun kadar hizmet edebilselerdi; o zaman başımız üstünde yerleri olurdu.
Robert Anhegger'i saygıyla anıyorum. Toprağı bol olsun.