18 Nisan 2026, Cumartesi
Bilal Arıoğlu - Ağrı Haber Ajansı
Bilal Arıoğlu

Bilal Arıoğlu

yapımcı, yönetmen, yazar

GÖRÜŞ
Son gelişmeler ve çözüm süreci
Bilal Arıoğlu
erdemli hayat 31.07.2015
Türkiye’de seçimler yapıldı, 13 yıl sonra Türkiye yeniden koalisyon dönemlerinin belirsizlik ortamına girdi. Oysa bölgede çok ciddi gelişmeler oluyor; adeta yüz yıl sonra sınırlar yeniden çiziliyor.
Her halde son bir ay içerisinde yaşadığımız gelişmeler ortalama bir Avrupa ülkesinin bir yılda yaşadığı gelişmelerden daha az değildir.
Türkiye’de seçimler yapıldı, 13 yıl sonra Türkiye yeniden koalisyon dönemlerinin belirsizlik ortamına girdi. Oysa bölgede çok ciddi gelişmeler oluyor; adeta yüz yıl sonra sınırlar yeniden çiziliyor. İki yılı aşkın süredir yürütülen çözüm süreci tıkanmış, artık sürecin yeni bir evreye girmesi şart olmuştur. Siyasal belirsizlik, kaos tüccarları için çok elverişli bir ortam hazırlamaktadır. Diğer taraftan Türkiye uluslararası alanda sıkışmış, hatta terör örgütü DAEŞ’ın destekçisi konumuna itilmeye çalışılıyordu. Ekonomi de bu belirsizlik ortamından etkilenmiş, henüz sonuçları daha geniş halk kitlelerine yansımamıştır. Yani kurt dumanlı havayı sever derler ya, o dumanlı bulutlar da üzerimizi yeteri kadar kaplamış vaziyette. Ayrıca İran ile yapılan nükleer görüşmelerde anlaşma zeminine gelinmesi de, bölgede pozisyonların yeniden belirlenmesi gerektiğini de oraya koyuyor.
Birinci Dünya Savaşında Suriye ve Filistin cephesindeki 4. Ordu’nun Komutanı Cemal Paşanın emirerliğini de yapan Falih Rıfkı Atay (özellikle günümüzdeki gelişmeleri anlamlandırabilmek için mutlaka okunması gereken bir kaynaktır) Zeytindağı kitabında: “Birkaç devlet bir memlekette adam tüccarlığına başladığı zaman, altına avuç açanlar çok olur. Fakat bunları ciddi bir hareketin şefleri diye saymak doğru değildir. Biz bu hatada bulunduk ” diyor.
İşte tam da bu sırada Urfa’da menfur saldırılar meydana geldi. Türkiye’ye karşı, DAEŞ , PKK ve THKP-C terör örgütleri birbiri arkasınca harekete geçti. Türkiye DEAŞ’a karşı ABD ile anlaşarak havaalanlarının kullanılması ve Suriye sınırında bir güvenli bölge oluşturmak için yeni bir pozisyon aldı. Diğer taraftan da Suriye ve Irak’tan gelen tehditlere karşı hava operasyonlarına başladı. Eşzamanlı olarak yurt içinde tespit edilen noktalara karşı operasyonlarını da sürdürüyor.
Şunu hiçbir zaman göz ardı etmeyelim: DAEŞ’ın kafa kesme görüntüleri ile PKK’nın evinde istirahat eden veya babası ile telefon konuşması yapan sivil haldeki güvenlik görevlisini ensesinden vurma alçaklığı arasında hiçbir fark yoktur. Yani terör aynı terördür.
Bu gelişmeler hangi sonuçları doğurmaktadır; bunu tahlil ettiğimizde şu verilere ulaşmak mümkündür:
-ABD ile yapılan anlaşma ve yürütülen diplomasi ile Türkiye bölgede yalınız kalmadığını göstermiş ve aleyhine iç ve dış odaklar tarafından yürütülen kampanyaları etkisiz kılmıştır.
-Türkiye, ABD anlaşması ve yürütülen Suriye operasyonu ile bölgede özellikle sınırları boyunca istemediği gelişmelerin yaşanmasının önüne geçmeyi başarmıştır.
-PKK ve bağlantılı güçlerinin gerçek yüzünü bir kez daha göstermiştir.
-Kuzey Irak PKK kamplarına yapılan operasyonlarla öncelikle terör örgütlerinin lojistik merkezleri ve barıma kampları yok edilerek, ciddi bir darbe indirmiştir.
-Bölge insanı üzerinde PKK baskısının dağılmasını ve seçim sonrası oluşan psikolojik havanın kırılması sağlanmış aynı zamanda terör baskısından bunalan bölge insanının rahat nefes alması sağlamıştır. Hatta bölge insanında da açıktan söyleyemese de operasyonlara zımni bir destek oluşmuştur.
-Böylece demokratikleşme ve çözüm sürecinin gerçek muhatabının terör uzantıları değil bölge insanı olduğu da görülecektir. Yani çözüm süreci bitmemiş, sadece raydan çıkmasının önüne geçilmiş ve gerçek sürecin de devam etmesinin sağlanmasının önü açılmıştır.
-Operasyonlar sıkışan Kuzey Irak yönetimini de rahatlatmıştır. Çözüm sürecinde devre dışı bırakılmak istenen Abdullah Öcalan’ın tekrar önemli bir aktör olarak devreye girmesi de sağlanabilir.
-PKK Kandil ikileminde sıkışan HDP ve Demirtaş’ın da bu baskıdan çıkmasının yolu açılmıştır. Eğer HDP kendisine sunulan bu yeni avantajları değerlendirebilirse sürecin gerçek aktörlerinden birisi haline gelebilir. Bu da sürecin TBMM çatısı altında daha sağlam temeller üzerinde yeniden kurulması sağlanabilecektir.
Demokratikleşme ve barış süreci esas darbeyi Gezi Olayları sürecini yaşamıştır. Hatırlanacağı gibi Öcalan’ın çağrısı o yaz içerisinde bazı somut gelişmelere sebep olacaktı, ancak Gezi olaylarının oluşturduğu psikolojik ortam PKK ve BDP üzerindeki baskıyı kırmış ve süreç o dönemde doğal akışını kaybetmişti. Suriye’deki son gelişmeler de örgütü yeni ve bambaşka hayallerin peşine sürüklemiştir. Özellikle 6 – 8 Ekim olayları örgütün bölgede güç konsolidasyonuna gittiği bir yapının önünü açmıştır. Yani süreç son zamanlarda esaslı yol almak yerine, sadece tribünlere oynanıp siyasi iktidarı üzerinden devleti sıkıştırma planlarının bir parçası haline gelmişti. Dolmabahçe görüşmeleri de bunun açık bir göstergesi olmuştur.
Gezi olayları başlayan süreci etkileyen ilk faktör olmuştur. Gezi olayları hem bölgesel siyasi, hem de iç siyasi, sosyolojik ve ekonomik dengeleri sarsmıştır. Hatırlayın geziden bir ay önce enflasyon % 4.5 cıvarına düşmüştü; gelen yaz etkisi ile de daha da düşmesi bekleniyordu. O ay Cumhuriyet döneminin en büyük üç projesinin temelleri atılmıştı. Yaşanan süreç siyasi kutuplaşmayı tencere-tava eylemleri ile evlerin balkonlarına kadar sokmuştu. Böylece, iç ve dış siyasi konjonktürde Türkiye önemli bir şekilde sıkıştırılmış oldu. Yaklaşık eş zamanlı bir süreçte başlayan Mısır olayları ve arkasından Sisi darbesi ile de Türkiye’nin bölgedeki etkisi kırılmıştır.
Gezi olaylarını kutsayan kesim için şunu öneririm. Bir an biz geziyi yaşamamış olsak ne olurdu. Bunu düşünsünler. Ekonomik göstergelerdeki iyileşme ve enflasyondaki düşüş devam eder mi idi? Evet. Suud prenslerinin 15 milyara gerçekleştirdikleri Mısır darbesinin Türkiye’nin aktaracağı 5 milyarlık kredi ile önüne geçilebilir mi idi? Mısır darbesi olmamış olsaydı. Suriye’de iyice köşeye sıkışan Baas rejimi devrilir mi idi? Muhtemelen evet. Çözüm süreci bu günkünden çok farklı bir noktada olur mu idi? Evet. Bunlar sadece bu sürecin etkilediği sonuçlardır ve gezi süreci başlangıcı ne kadar masumane gözükürse gözüksün, Türkiye’nin içe kapanması, sosyal- psikolojik bir travmanın içine girmesini ve dış politik uygulamalarının ciddi yaralar alması sonucunu doğurmuştur. Yazık ki bütün politikalarını Erdoğan karşıtlığı üzerine kurmuş, liberal ve sol aydınlar hala daha bu süreci okuyamamakta ve ideolojik gözlüklerini tahkim etme derdi ile uğraşmaktadırlar. Bu tavır ancak aynı salondaki vizyon filmini, sadece değişik bir seansta izlemeye sonucunu verir. Oysa başta Kürt halkı olmak üzere tüm toplum kesimleri varacağını yeri bildikleri bu filmi veya yeni bir versiyonunu izlemek istemiyor.
Sonuç
Türkiye halkı bu hadiselerin altından kalkabileceği özgüvenini asla yitirmemelidir. Bu ülke bin yıllık tarihi tecrübesi ve elde ettiği kazanımları ile bunu aşmaya muktedirdir. Demokratikleşme ve çözüm süreci, ülke insanına kansız ve ötekileştirilmemiş bir hayatın varlığını göstermiştir. Çözüm sürecinde yaşanan gelişmeleri süreç içerisinde olabilecek yol kazası gibi okuyup, yeniden rayına sokmak için bir fırsat ve oluşan kireçlenmenin temizlenmesi olarak algılayabiliriz.
Bölge genelinde şu veya bu sebeple oluşan devlet otoritesinin sağlanması öncelikle bölge insanı için bir gerekliliktir. Bundan asla taviz verilmemelidir. Bu gelişmeler, algılar üzerine kurulan sanal gerçekliklerle yüzleşmemizi sağlamalıdır. Birlikte yaşayacak ve birlikte bir geleceğimiz olduğuna inanıyorsak konumlarımızı yeniden belirlemeliyiz.
Eğer iyi okuyabilirse bu gelişmeler HDP için bir fırsata dönüşebilir ve Türkiye’de sol muhalefetin dinamik ana damarı olma yolunu açabilir. Ama bunun için özellikle HDP adına konuşanların sözlerini bin kere tartıp bir kere söylemeleri gerekir. Söylenecek sözlerin sadece Kandil ve PKK üzerindeki etkisi ile değil tüm Türkiye halkı üzerindeki tesirini de düşünmelidirler. Hattâ silâhla, kanla bir gelecek olmadığını ve açıkça nereden gelirse gelsin terörü eleştirebilme ve siyaset üretebilme zemininde durabilmeyi başarabilmelidirler. Eğer HDP milletin temsilcisi olabilme yoluna girer ve örgütün sözcülüğünü yapma konumundan uzaklaşabilirse bu süreç en az hasarla atlatılabilir. HDP’nin seçilmiş milletvekili profili bunu sağlayabilecek zenginliğe de sahiptir. Bu sağlanamasa HDP Mecliste ilk çözülecek partilerden birisi olması sonucu ile karşılaşır. Doğası gereği ideolojik temelli partilerde bir kere çözülme başlarsa bunun da önüne geçilemez. Bu bedel de toplum önüne çıkıldığında daha da ağır bir şekilde ödenir.
Siyasi iktidar açısından ise iki temel faktör vardır. Birincisi her ne suretle olursa olsun devlet otoritesini sağlamak ve güvenliği tesis etmek siyasi iktidarın görevidir. Bunda asla geri adım atılması düşünülemez. Bu toplumun ortak beklentisidir.
İkincisi Ak Parti yürütülen koalisyon görüşmelerinde asla süreci baltalayan ve erken seçime giden yolu açan taraf olmamalıdır. Eğer erken seçim kaçınılmaz bir hal alırsa, bu durum halka en açık şekli ile anlatılmalıdır. Erken seçimi vatandaşın yaptığı bir hata ve bulun düzeltilmesi olarak okumak bu süreçte yapılabilecek en büyük yanlış ve kolaycılıktır. Aday tespitinden vatandaşa sunulan gelecek beklentisine kadar her şey yeniden ele alınmalıdır. Sivil toplum kurumları ile yapılacak istişareler gaz alma ameliyesi olarak görülmemeli ciddi bir veri olarak ele alınmalıdır. Ayrıca şu da unutulmamalı ki, seçim güvenliği sağlanamadan gidilecek seçim, Ak Parti için beklediği sonucu vermeyecektir.

← Tüm Biyografiler