18 Nisan 2026, Cumartesi
Abdurrahman Küçük - Ağrı Haber Ajansı
Abdurrahman Küçük

Abdurrahman Küçük

Türkiye Dinler Tarihi Derneği Başkanı

GÖRÜŞ
Dinler Arasında İslâm ve Farkları
Dinlerin adları, dikkat edilecek olursa o din kurucusu ve peygam­beri veya dayandığı uluhiyet tarafından verilmemiş, sonradan onlara atfedilmiştir. Bunun tek istisnası “İslâm”dır. İslâm, Kurân’da hem Din’in adı hem de dinin dayandığı “tevhid caddesi”nin genel adı olarak kullanılmıştır. Batılı Müsteşrikler /Oryantalistler, önce bu din için “Muhammedanizm” kelimesini kullanırken, sonra hatalarını anlamışlar ve “İslâm” adına alışmışlardır. Özetlersek İslâm dışındaki dinlerin adları; dinin ana otoritesinin ötesindeki bir kaynaktan geldiği, genel olarak bir kabile, millet veya kişiye bağlılığı ifade ettiği görülmektedir.
Yaşayan dinlerin kurucuları veya peygamberleri ya Önasya ya Çin ya da Hindistan’da yaşamışlardır. Bunlardan bazılarının getirdiği “nizam” sadece kendi ülkesinin sınırları içinde kalmış, bazılarınınki de bu sınırlardan taşmış, diğer ülkelere hatta bütün dünyaya yayılmıştır. Bu dinlerden bazıları ihtida kabul ederken bazıları ihtida kabul etmemektedir. Bu şahsiyetler; sadece bir sosyal sınıftan değil çeşitli tabakalardan çıkmışlardır, sade­ce bir devirde değil çeşitli devirlerde yaşamışlardır. Onların hiçbiri, “getirdikleri nizam”ın devlet sistemi haline geldiğini hayatlarında pek görmemişlerdir. Bunun tek istisnası Hz. Muhammed’dir. O, aynı zamanda Yüce Allah’ın kulu ve elçisi olarak kalmış, tanrılaştırılmamıştır. İslâm’da, peygamberler için ismet (masumluk, günah işlememek), sıdk (doğruluk), tebliğ (kendisine vahyolunanı, tevhidi bildirmek), emanet (emin, güvenilir olmak) ve fetanet (zeki, uyanık olmak) gibi ortak nitelikler kabul edilir. Peygamberler arasında bir ayrım yapılmaz ancak bazılarının bazılarından daha fazi­letli olduğuna inanılır. Peygamber ve din kurucuları, genel olarak ya yetim-babasız veya baba ocağını terk etmiş kimselerdir. Hepsinde ahlâk, fazîlet, nefse hâkimiyet, takva, tebliğ, maddeden feragat esastır. Aşağı yukarı hepsinin tahsili vardır. Hz. Muhammed ümmî ol­makla müstesnadır. İslâm’da Allah’ın sıfatlarının Peygamberinki ile karıştırılmamış olması dikkatten kaçmamaktadır.
İnanç Sistemine / Kredo’ya sahip olan dinlerde bu Sistem / Kredo, dinin özünde, kutsal metninde yoktur ve sonradan belirlenmiştir. Bu konuda da İslam istisna teşkil etmektedir. Çünkü İslâm’da “Âmentü”, Kurân’a ve Hadislere dayanmaktadır. Günümüze kadar gelen İman Esasları, formülleştirilmiş altı maddesi Hadiste aynen geçmektedir. Kuran’da ve Hadiste yer alan İman Esasları, İmam Âzam’ın Fıkhu’l Ekber adlı eseri ile yaygınlaşmıştır. Bu konuda İmâm-ı Âzam’ın yaptığı da sadece mevcut ibareyi, birkaç kelime ilâve ederek, ferdî ikrar haline getirmekten ibarettir.
Dinlerde tanrı kavramı çok karmaşık bir görüntü arz etmektedir. Bir dini din yapan bu çok önemli kavramın bazı dinlerde pek belirgin olmadığı, bazı dinlerde ise politeist, panteist, monist bir karakter gösterdiği görülmektedir. Monoteist olan dinlerde bile tanrı kavramı; bir “üçleme” içinde açıklanmaya çalışılmış, peygamber ile tanrı birbirine karıştırılmış, sıfatlar konusunda hataya düşülmüştür. İslâm’da ise Melek, Peygamber ve Tanrı’nın sıfatları birbirine karıştırılmamıştır. İslâm’da Tanrı kavramı sade, açık ve herke­sin anlayabileceği makul bir anlatıma kavuşmuştur.
Kutsal Metin, bir dinin geleceğinin ve değerinin garantisidir. Belir­tilen dinlerin kutsal kitapları (Japonlarınkine “Kutsal Vekayiname” denile­bilir), hem çok hacimli veya nüshalı hem de sayıca çoktur. Ancak kutsal metinler ile ilgili “vahiy inancı”, hemen hemen bütün yaşayan dinlerde yaygındır. Bununla beraber bu husus biraz da vahiyden ne anlaşıldığına, diğer bir anlatımla vahyin nasıl anlaşıldığına bağlıdır. Örnek olarak İslâm’da vahiy sadece Peygamberle ilgili bir konu iken, Hıristiyanlar İncil yazarlarına da hattâ Katolikler Papa'ya da vahiy geldiğine inanırlar. Günümüzde mevcut kutsal metinler arasında çok nüshası bulunmayan, tek nüshası olan kitap, Kurân’dır ve bütün nüshalar ana nüshadan tıpkı basım ile çoğaltılmıştır. Kurân’ın hacmi, dikkat çekecek kadar matluba uygundur. Kurân en iyi korunmuş; aslı üzere günümüze intikal etmiş tek kutsal kitaptır. Kurân’ın muhtevası ile diğer kutsal kitaplarınki karşılaştırılırsa, bazı ben­zer noktalar yanında farklı noktalar da açıkça görülür. Kurân, akla ve bilime daha çok yer verir.
Dinlerde Ahiret inancı Uzakdoğuya, Hindistan’a ve Önasya’ya göre farklı görüntüler arz eder. Çin’de ve Japonya’da öldükten sonra ruhun varlığını sürdürmesi ile sınırlı inanç, Buddizm’in Tenasüh Anlayışı ve Kozmolojisi ile genişlemiş ve “mahallî eskatoloji” oluşmuştur. Diğer evrensel dinler de, kendi ahiret inançlarını gittikleri yerlere taşımışlardır. Bu durumda iki önemli Eskatolojik odak göze çarpmaktadır: 
1- Hint “âlem kadîm, ruh dâim” inancıdır. Karma ve Tenasüh bu inancın iki önemli ka­rakteristiğidir. 
2- Önasya ilâhî dinlerinin Eskatolojisi’dir. Önasya dinlerinde dünya-ahiret dengesi, Yahudiliğin Dünyaya, Hıristiyanlığın da Ahirete talip olması / ağırlık vermesi ve vurgu yapması ile tek standartlı kalmıştır. İslâm, Dünya-Ahiret dengesi kurarak, bu iki kefeyi dengede tut­arak farklı bir örnek oluşturmuştur. İslâm bu iki kefeyi dengede tutmakla da kalmamış; suç ve bedeni ferdî kılarak Hıristiyanlık ve Buddizm gibi diğer iki evrensel dinden de ayrılmıştır.

← Tüm Biyografiler