✍️ Bir şehrin belleği, sadece mermer anıtlarda değil, o sokaklarda ruhuyla nefes alan karakterlerin destansı hikayelerinde saklıdır. Ben, bu şehirde bir gezgin misali yaşayıp o renkli kervana tanıklık etmiş biri olarak, yeni neslin o görkemli, cümbüşlü geçmişi idrak etmesini bir kültürel sorumluluk addediyorum. Çünkü o insanlar, o sarsılmaz karakterler; Ape Kerim’den Ede Emi’ye, Cüce Memo’dan Ağrı’nın Nuri’sine kadar, bu şehrin ruhunu somutlaştıran, yaşayan mücevherler gibiydi. O romanın sayfalarını çevirip, karakterlerin tütsülenmiş kokusunu içimize çekerek büyüdük. Şimdi o devasa cilt kapandı, ama hayatın şenliği akıyor; sanki bir türkü yarım kalmış gibi. Ağrı, o biten film karesindeki karakterleri, şimdi hızla parlayan, yüksek çözünürlüklü bir ekrana taşıyarak yeniden bir gösteri sahneliyor.
O çarşının kavurucu, muhabbetli havasını ciğerlerimize çekelim bir anlığına. Orada, Gogo Emi’nin o engelli vücudunda taşıdığı o dağlar kadar devasa kalp vardı; bir çocuğun patlak topunu şişirirken, sanki hayatın unutulmuş umudunu geri üflerdi. Bisikletçi Ali’nin kiralık bisikletleriyle öğrenilen her pedal çevirme dersi, o dönemin çocukları için birer anlık özgürlük manifestosu idi. Caddemiz Ede Emi’nin sabit, ağır ve vakur silüetiyle başlar; o, çakmak doldururken, el emeğinin o kutsal onurunu simgelerdi. Sokakların en merkezi figürlerinden biri ise siyasetçi Ape Kerim (nam-ı diğer Kerim Yıldız) idi. O, bir siyasetçiden çok, toplumsal eleştiriyi güldürerek yansıtan canlı bir aynaydı. Gafları, gerçek olaylardan daha hızlı bir şehir efsanesi hızında yayılırdı; şehir, Nasrettin Hoca misali, olanı da olmayanı da ona mal ederek kendi mizahının enfes şerbetini yaratırdı. Yanında, kravatından asla vazgeçmeyen, protokolün yaşayan heykeli Cemal’i de görürdük.
Ve elbette, Hamurlu olmasına rağmen şehrin en vefalı simgesi haline gelen Cüce Memo... Memo, sadece bir maskot değildi; Ağrı’nın tüm eksiklerini, dertlerini, sorunlarını bilen ve bunu siyasetçilere hiçbir çekince göstermeden söyleyen, halkın sesiydi. Ancak şehrin ironik bir trajedisi şuydu ki; en doğru sözler, en ciddiye alınması gereken eleştiriler, Memo’nun ağzından çıktığı için çoğunlukla küçümsenir, bir tebessümle, hatta kahkahayla geçiştirilirdi. Siyasetçiler, bu dürüst eleştiriyi, ciddiye alınmayacak bir 'maskotun' sözü olarak görüp gülüp geçerdi. Oysa Ağrı’nın en çıplak, en filtresiz gerçeği, onun o naif ama keskin söylemlerinde gizliydi.
Bu saf karakterler arasında, Ağrı'nın Nuri’si de vardı. Gariban, kendi halinde ama daima şık giyinen bu adam, boynundan asla ayırmadığı, hatta kendi boyundan daha geniş ve uzun kocaman kravatıyla dolaşırdı. Üç beden büyük gelen takım elbisesi içindeki bu naif, neredeyse peri masalı figürü, kim nereye çağırırsa çağırsın, saf bir iyi niyetle oraya koşardı. Nuri, Ağrı’da "nam yapmış" temiz kalbi ve masumiyetiyle, şehrin yüzünde kalıcı, gönül açan bir tebessüm bırakanlardandı.
Hayatta kalmanın kendine has, dramatik ve komik yolları vardı. Pexas (Limon Dız), yaz kış demeden tertemiz çıplak ayakla dolaşırdı; ayakkabıyı reddedişi, belki de insanların ona olan merhametinin devam etmesi için koyduğu bir şarttı. Bir de Ercan vardı; parayı alana kadar soyunup, meydan okuyuşuyla hayatta kalma savaşının en gözü pek ve çıplak halini gösterirdi. Deli Reco, topladığı parayı çocuklara dağıtıp, açık giyinen hanımlara hediye çorap/eşarp teklifiyle kibarlık maskesi altında para toplama sistemini kuran, tuhaf bir sosyal dengeleyiciydi. Ancak Reco’nun sistemi, ani hareketleri ve büyük sahne şovlarıyla meşhurdu. Biriyle konuşurken aniden el kol hareketi yapar, karşısındaki kişiyi adeta havaya zıplatırdı. Onlar şaşkınlıkla havada kalırken, Reco ellerini birbirine vurur ve göğün yerini alacak kadar basardı kahkahayı. Onun kahkahasıyla ortam daha da eğlenceli hale gelir, etraftakileri gülmeye boğardı. Para almadan oradan ayrılmazdı; çünkü ortamı neşelendirme 'hakkı' vardı ve zorla da olsa bir şeyler koparıyordu. Sert zabıta Horoz Nuri, esnafın uykularını kaçırırken; görevi gereği ciddiyetini korusa da, bazen ani bir kararla en sert dükkân sahibine bile bir fıkra anlatır, sonra hızla otoriter maskesine geri dönerdi. Onun gölgesi, çarşı esnafı için hem bir disiplin hem de mizahi bir sinyal lambasıydı. Piyango Oruç Abi, amorti parası vermemek için yılbaşı sabahı ortadan kaybolan, küçük esnaf zekasının en parlak ve kurnaz örneğiydi.
Bu renkli figürlerin arasında, Kasetçi Bekir de vardı. O, yalnızca kaset satmakla kalmazdı; dükkânı yoktu, her şeyi bir el arabası üzerinde taşırdı. Bekir, adeta bir Dengbej (halk ozanı) gibi oturur, uzun hava ve yürekleri dağlayan ağıtlar söylerdi. Bekir’in kasetleri, o dönemin arabesk ve yerel müziğini taşıyan önemli bir mirastı. Dahası, o, hafta sonları meydanlarda ciğer satar, ciğeri o kadar meşhurdu ki, herkes tarafından iştahla yenirdi. Ağrı’ya gelen siyasetçiler ona rast geldiğinde, yörenin kültürünü yaşatması için Bekir’den özel olarak uzun hava söylemesini rica ederlerdi. Bekir, hemen elini kulağına koyar ve o anki ruh haline göre doğaçlama, genelde "hekimoo" makamında veya o yörenin öz hüznünü taşıyan türkülerine, ağıtlarına başlardı. Bekir’in o sesi artık bir anı olarak kalbimizde yankılanıyor. Onun bu "lezzet ve sanat" geleneğini, şimdilerde meydan pazarında sabahın erken saatlerinde kavurma yaparak ön plana çıkan Kavurmacı Kamil Baba sürdürüyor. Kamil Baba, sadece kavurmasıyla değil, meydandaki insanlara gösterdiği sıcaklıkla da tanınıyor; hatta bu sıcaklığı dijital ortama taşıyarak günümüzün TikTok fenomeni haline gelmiş durumda.
O eski sesler kısıldı, o renkler soldu. Ama ruh ölmedi. O ruh, şimdi ekranlara sızıyor; zamanın akışına ayak uydurarak yeniden şekilleniyor. Artık kimse Bisikletçi Ali’den bisiklet kiralamıyor; herkes internet hızını kiralıyor. Hakan’ın saate bakmadan zamanı bilme yeteneği, yerini saniyeler içinde viral olan TikTok fenomenlerinin anlık hissiyatına bıraktı. Akif’in parti bayraklarını taşıyan elleri, şimdi klavyelerde yorum satırlarını dolduruyor. Akif, o dönemde Anadolu'nun o saf, temiz kalpli, ancak siyasetin yıpratıcı oyuncağı olmuş bir isimdi. Kim daha çok teklif ederse, onun bayrağını taşırdı; rakip partinin açığını ifşa etmek için para alır, karşı taraf daha fazlasını verince anında saf değiştirirdi. O, paranın rüzgarıyla dönen, o dönemin vefasız siyaset sahnesinin trajik bir yansımasıydı.
Yeni nesil, o sokakların mirasını dijital bir sahneye taşıdı. Murat Kalender gibi isimler, geçmişin sıcaklığını modern bir jestle sürdürüyor. Ape Kerim’in güldürücü gafları, şimdi sosyal medyanın abartılı, anlık tepkileriyle yeniden vücut buluyor. Ercan’ın meydan okuyuşu, bir streamerın sinir krizi yayınına dönüşüyor.
Ağrı’nın ruhu, bu karakterlerin hikayelerinde gizliydi. O hikayeler bitmedi; sadece anlatıcısı değişti, sahnesi değişti. Yazan ben, Hikmet Timur olarak, bu karakterleri anmak ve yeni neslin, o sokakların ne kadar zengin, ne kadar renkli olduğunu bilmesini sağlamak istedim. O insanlar, bu şehrin sadece geçmişi değil; bugünün dijital gücünü besleyen en güçlü anı kaynağıdır. Aramızdan ayrılanlara rahmetle, bugün yaşamını farklı konumlarda (kimisi evinde, kimisi şefkatli bir bakımın gölgesinde) sürdürenlere saygıyla bakarken; hayatta olan, ruhunu yaşatan Cuce Memo, Murat Kalender ve Kamil Baba başta olmak üzere, kalanlara sağlıklı, uzun ve keyifli ömürler olsun.
Haber Kaynağı: Ağrı'nın Haber Merkezi | Ajans04.Net Ağrı Haberleri
Henüz yorum yapılmamış.