Doğubayazıt’ta 6 üreticiye 108 arı kovanı verilmesi, ilk bakışta tarımsal bir destek haberi gibi görülebilir. Oysa bu gelişme, doğru okunursa Ağrı’nın elindeki en güçlü yerel değerlerden birinin yeniden hatırlanması anlamına geliyor. Üstelik söz konusu olan sıradan bir ürün değil; coğrafi işaretli Ağrı Geven Balı. Dahası, kovanların üretiminde öğretmenlerin ve öğrencilerin de yer alması, bu işin sadece ekonomik değil, aynı zamanda eğitsel ve toplumsal bir yön taşıdığını gösteriyor.

Asıl mesele de burada başlıyor. Biz Ağrı’da çoğu zaman bir ürünü üretmeye odaklanıyoruz ama o ürünü şehrin ortak kimliğine, günlük hayatına ve kültürel hafızasına yerleştirmekte eksik kalıyoruz. Oysa markalaşma dediğimiz şey yalnızca kavanoz basmak, etiket yapıştırmak ya da fuara katılmak değildir. Markalaşma; bir ürünü sokağa, meydana, dükkâna, hediyelik eşyaya, turizm rotasına ve şehrin hafızasına yerleştirebilmektir.


GEVEN BALI ÖNCE AĞRI’DA GÖRÜNÜR OLMALI

Bugün bir insana Trabzon’u düşündüğünüzde aklına ne gelir diye sorsanız, hamsi mutlaka ilk sıralarda yer alır. Bunun sebebi sadece Trabzon’da hamsi yenmesi değildir. Hamsi, o şehrin kültürüne işlenmiştir. Lokantada vardır, tabelada vardır, hediyelik eşyada vardır, sokak estetiğinde vardır, mizahında vardır, tanıtımında vardır. Kısacası şehir kendi ürününü sahiplenmiş ve onu görünür hale getirmiştir.

Peki biz Ağrı’da Geven Balı için aynısını yapabildik mi?

Henüz hayır.

Coğrafi işaret almış bir ürünümüz var ama bu ürün şehir merkezinde ne kadar görünür? Kaç kişi Ağrı’ya geldiğinde Geven Balı’nı ilk anda fark ediyor? Kaç noktada bu ürünü tanıtan görsel unsur var? Kaç cadde, kaç meydan, kaç sosyal alan bu ürünün izini taşıyor?

Bana göre öncelikle Geven Balı’nın Ağrı’da görünür bir kimliğe kavuşması gerekiyor. Örneğin şehirde ya da Doğubayazıt’ta, insanların önünde fotoğraf çektirebileceği, şehrin hafızasında yer edebilecek bir Geven Balı heykeli ya da arı-bal temalı estetik bir figür yapılabilir. Bu öyle kaba, sıradan bir çalışma da olmamalı. Ağrı’nın doğasını, geven bitkisini, arıyı ve balı simgeleyen, estetik değeri olan bir kent objesi haline gelmeli.

İnsanlar o heykelin önünde fotoğraf çekilmeli.

Çocuklar ona bakıp “Bu nedir?” diye sormalı.

Misafirler “Ağrı’nın neyi meşhur?” sorusuna o görselle karşılık bulmalı.

Bir ürün önce kendi şehrinde tanınmalı ki sonra Türkiye’ye tanıtılabilsin.


BALI SADECE ÜRETMEK YETMEZ, HİKÂYESİNİ DE KURMAK GEREKİR

Ağrı Geven Balı’nın çok kıymetli bir doğal ve ekonomik değeri var. Ancak bugünün rekabet dünyasında kaliteli ürün tek başına yetmiyor. Ürünün bir hikâyesi, bir sunumu, bir şehir hafızası ve bir ekonomik zinciri olmak zorunda.

Mesela Geven Balı’nı sadece kavanoz içinde düşünmemeliyiz.

Bu ürünün etrafında neler kurulabilir?

Hediyelik özel kutular hazırlanabilir.

Turistik satış noktaları oluşturulabilir.

Ağrı’ya gelen misafire verilecek en anlamlı yerel armağanlardan biri haline getirilebilir.

Kafelerde, otellerde ve kahvaltı salonlarında özellikle vurgulanabilir.

Bal tadım günleri yapılabilir.

Arıcılık ve geven bitkisi temalı küçük tanıtım alanları kurulabilir.

Festival, fuar ve şenliklerde ön plana çıkarılabilir.

Hatta Ağrı’da neden bir Geven Balı Tanıtım Noktası olmasın?

Gelen turist, öğrenci, memur, misafir ya da vatandaş burada hem ürünün hikâyesini öğrensin hem de ürünü yerinde görsün.

Bugün birçok şehir bunu yapıyor. Kendi ürününü sadece raf ürünü olarak değil, şehir deneyimi olarak sunuyor. Ağrı da bunu yapmak zorunda. Çünkü bizim sorunumuz çoğu zaman üretimsizlik değil; ürettiğimiz değerin hikâyesini yeterince güçlü anlatamamak.

Geven Balı’nı konuşurken sadece “kaç kovan verildi, kaç üretici desteklendi” düzeyinde kalmamalıyız. Bunlar işin başlangıcıdır. Asıl hedef, bu destekleri yerel kalkınma modeline çevirebilmektir.


GEVEN BALI KÜLTÜRÜMÜZÜN DE EKONOMİMİZİN DE BİR PARÇASI OLMALI

Burada sormamız gereken en önemli soru şu:

Geven Balı kültürümüzün neresinde?

Sadece arıcının işinde mi?

Sadece üreticinin tarlasında mı?

Sadece resmi toplantıların konuşma metninde mi?

Yoksa gerçekten halkın hayatında mı?

Bana göre Geven Balı, Ağrı’nın kültürel kimliğinin daha görünür bir parçası haline getirilmelidir. Çünkü bir şehir ancak kendi yerel değerleriyle güçlü olur. Ağrı Dağı nasıl bu kentin coğrafi simgesiyse, Ahmed-i Hânî nasıl kültürel simgesiyse, Geven Balı da ekonomik ve doğal simgelerinden biri olabilir.

Bunun için yerel yönetimlere, ticaret odalarına, esnaf odalarına, üniversiteye, turizm çevrelerine ve üretici birliklerine görev düşüyor.

Bir kent meydanında, parkta ya da sosyal yaşam alanında Geven Balı’nı temsil eden simgesel bir çalışma neden olmasın?

Bir çocuk balı sadece kahvaltıda değil, kendi şehrinin değeri olarak neden öğrenmesin?

Ağrı’ya gelen biri neden “Burada Geven Balı kültürü gerçekten yaşıyor” demesin?

Biz bazen kalkınmayı çok büyük yatırımlarda arıyoruz. Oysa bazen kalkınma, elinizdeki yerel değeri doğru konumlandırmakla başlar. Geven Balı da tam olarak böyle bir değer. Üretimi var, adı var, coğrafi işareti var, hikâyesi var. Şimdi buna bir de şehir hafızası, görsel kimlik ve güçlü tanıtım dili eklemek gerekiyor.

Doğubayazıt’ta 108 arı kovanının 6 üreticiye verilmesi bu anlamda küçümsenecek bir gelişme değildir. Tam tersine, doğru değerlendirilirse bize şunu söylüyor:

Ağrı’nın balı var.

Ama artık bu balın sadece kovanda ve kavanozda değil, şehirde, meydanda, kültürde ve markada da büyümesi gerekiyor.

Çünkü Geven Balı’nı önce Ağrı tanımalı.

Sonra Türkiye.

Ve belki de ondan sonra dünya.

Haber Kaynağı: Ağrı'nın Haber Merkezi | Ajans04.Net Ağrı Haberleri