2018 yılında Ağrı’nın Bezirhane köyünde dört yaşındaki Leyla Aydemir kaybolduğunda yalnız Ağrı değil, Türkiye günlerce küçük Leyla’dan gelecek iyi bir haberi bekledi.

Jandarma, polis, AFAD, UMKE, Kızılay, arama kurtarma ekipleri, gönüllüler…

Köyün içi arandı.

Metruk yapılar kontrol edildi.

Kuyular boşaltıldı.

Dere yatakları tarandı.

Arama köpekleri getirildi.

MOBESE kayıtları incelendi.

Hatta drone da kullanıldı.

Ancak bütün bu çalışmalara rağmen Leyla’ya ancak 18 gün sonra ulaşılabildi.

Bugün geriye dönüp baktığımızda insan ister istemez düşünüyor:

O gün bugünün teknolojisi elimizde olsaydı sonuç değişir miydi?

Bunun kesin cevabını hiç kimse veremez.

Ama şu çok açık:

Bugün kayıp aramalarında güvenlik güçlerinin elindeki teknolojik imkânlar sekiz yıl öncesine göre çok daha güçlü.


ARTIK DRONE SADECE HAVADAN GÖRÜNTÜ ALMIYOR

Eskiden drone denildiğinde daha çok havadan görüntü alınması anlaşılıyordu.

Bugün ise termal kameralı dronelar var.

Gece uçabiliyorlar.

İnsan vücudunun yaydığı ısıyı algılayabiliyorlar.

Ormanlık ve kırsal alanlarda kilometrelerce alanı kısa sürede tarayabiliyorlar.

Tespit edilen noktanın koordinatını saniyeler içerisinde arama ekiplerine aktarabiliyorlar.

Bayburt’ta 2025 yılında gece kaybolan bir vatandaş termal drone sayesinde köyünden yaklaşık 3 kilometre uzakta tespit edildi ve sağ olarak ailesine teslim edildi.

Yine başka illerde kayıp çocuklar ve yaşlılar termal drone, İHA ve iz takip köpeklerinin ortak çalışmasıyla saatler içerisinde bulunabiliyor.

Teknolojinin güvenliğe kattığı değer artık teorik değil.

Sonuçları sahada görülüyor.


TEKNOLOJİ ARAMA ALANINI DARALTIYOR

Bir insan kaybolduğunda en değerli şey zamandır.

Özellikle kayıp kişi çocuksa, yaşlıysa, engelliyse veya hava koşulları ağırsa her saat önemlidir.

Eskiden yüzlerce personelin günlerce yaya olarak taradığı arazi bugün birkaç drone tarafından çok daha kısa sürede haritalanabiliyor.

Arama alanları sektörlere ayrılabiliyor.

Hangi bölgenin tarandığı kayıt altına alınabiliyor.

Aynı alanın defalarca kontrol edilmesi yerine taranmayan bölgelere yoğunlaşılabiliyor.

Bu da insan gücünü azaltmak değil, insan gücünü daha doğru yere yönlendirmek anlamına geliyor.


TERMAL KAMERA, İHA, YAPAY ZEKÂ VE KONUM VERİSİ

Bugün kayıp vakalarında kullanılabilecek güvenlik teknolojilerinin sayısı oldukça fazla.

Termal kameralı dronelar.

Uzun menzilli İHA'lar.

Gece görüş sistemleri.

Yüksek çözünürlüklü kameralar.

İz takip köpekleri.

Arazi haritalama sistemleri.

Plaka Tanıma Sistemleri.

Kent Güvenlik Yönetim Sistemleri.

Telefon ve baz istasyonu verilerinin hukuki süreç içerisinde değerlendirilmesi.

Araç hareketlerinin takibi.

Uydu görüntüleri.

Sayısal arazi modelleri.

Termal el kameraları.

GPS destekli ekip takibi.

Merkezi komuta ve koordinasyon sistemleri.

Ve artık giderek daha fazla kullanılabilecek yapay zekâ destekli görüntü analizi.

Saatlerce çekilmiş görüntünün insan gözüyle tek tek izlenmesi yerine yapay zekâ; insan silueti, hareket, renk veya belirlenen nesneleri işaretleyerek operatörün dikkatini belirli noktalara yönlendirebilir.

Burada teknoloji insanın yerine geçmiyor.

İnsanın daha hızlı karar vermesine yardım ediyor.


LEYLA DOSYASI BİZE ZAMANIN ÖNEMİNİ HATIRLATIYOR

Leyla Aydemir olayında devletin çok geniş bir arama faaliyeti yürüttüğünü teslim etmek gerekir.

Valilik kriz masası kurdu.

Jandarma ve emniyet ortak çalıştı.

Köpekler getirildi.

Dronelar kullanıldı.

Kuyular boşaltıldı.

Sulak alanlar arandı.

Binlerce fotoğraf dağıtıldı.

Gönüllüler çalışmalara katıldı.

Mesele o gün hiçbir şey yapılmamış olması değil.

Mesele, teknolojinin sekiz yılda ulaştığı nokta.

Bugün aynı ölçekte bir kayıp vakası yaşansa termal droneların, daha gelişmiş kameraların, konum teknolojilerinin ve entegre veri analizinin arama ekiplerine çok daha güçlü imkânlar sağlayacağı açık.

Belki bulunma süresi kısalırdı.

Belki kritik bir iz daha erken fark edilirdi.

Belki arama alanı saatler içerisinde daraltılabilirdi.

Bunu Leyla özelinde kesin olarak söyleyemeyiz.

Ama teknolojinin bugün kayıp aramalarında zamanı ciddi biçimde kısaltabildiğini artık gerçek vakalardan biliyoruz.


AĞRI’NIN ORTAK KAYIP ARAMA PROTOKOLÜ OLMALI

Bence bundan sonra Ağrı’da tartışılması gereken konu da budur.

Bir çocuk kaybolduğunda ilk 30 dakika ne yapılacak?

İlk iki saatte hangi kurumlar sahaya çıkacak?

Drone hangi ilçeden kalkacak?

Termal kamera nereden gelecek?

Köy muhtarları nasıl sisteme dahil edilecek?

Jandarma, emniyet, AFAD, UMKE ve sağlık ekiplerinin ortak komuta noktası nerede kurulacak?

Kamera görüntüleri hangi merkezde toplanacak?

Gönüllüler nasıl yönlendirilecek?

Her şey olay yaşandıktan sonra düşünülmemeli.

Önceden belirlenmiş bir “Ağrı Kayıp Şahıs Arama Protokolü” hazırlanmalı.

Merkez ve yedi ilçeyi kapsayan drone ekipleri oluşturulmalı.

Özellikle termal kameralı drone kapasitesi artırılmalı.

İlçelerde belirli personel sürekli eğitim almalı.

Yılda birkaç kez kayıp çocuk ve kayıp yaşlı senaryolarıyla tatbikat yapılmalı.

Çünkü teknoloji satın almak tek başına yetmez.

Onu kullanacak insan, doğru organizasyon ve hızlı koordinasyon da gerekir.


BELKİ BİR GÜN BİR CANI SAATLER ÖNCE BULACAK

Leyla’nın hikâyesini bugün yeniden hatırlarken geçmiş üzerinden hüküm vermek kolay.

Ama bize düşen geçmişi suçlamak değil, geçmişten ders çıkarmaktır.

Bugünün teknolojisini yarının kayıp vakasına hazırlamak zorundayız.

Çünkü termal kameralı bir drone bugün bize pahalı bir cihaz gibi görünebilir.

Bir İHA ekibi fazla yatırım gibi değerlendirilebilir.

Bir arama tatbikatı sıradan bir kamu faaliyeti olarak görülebilir.

Ama bir gün kaybolan üç yaşındaki bir çocuğu, Alzheimer hastası bir yaşlıyı veya dağda mahsur kalan bir genci saatler önce buldurursa, o cihazın maliyetinin artık hiçbir anlamı kalmaz.

Teknolojinin güvenliğe en büyük katkısı daha fazla görüntü üretmesi değil, zamanı insan lehine çevirmesidir.

Ve kayıp vakalarında bazen hayat ile ölüm arasındaki fark tam olarak o zamandır.

Haber Kaynağı: Ağrı'nın Haber Merkezi | Ajans04.Net Ağrı Haberleri