Bazen tabelada yazan skor, sahada oynanan oyunu anlatmaya yetmez. Malatya Yeşilyurt deplasmanında alınan 1 puan da işte tam olarak böyle bir puan.
Şike soruşturması nedeniyle 20 sporcusu eksik bir Ağrı 1970 Spor…
Karşısında ise 14 sporcusu eksik Malatya Yeşilyurt.
Puan cetvelinde yan yana duran, kaderleri birbirine benzeyen iki takım…
Bu tablo bize bir futbol resminden çok, bir direniş hikâyesi sundu.
Sahaya çıkan Ağrı 1970 Spor, kağıt üzerinde eksik, psikolojik olarak yıpranmış, deplasman baskısına açık bir takım gibi görünüyordu. Ama sahada bambaşka bir görüntü vardı:
Dirençli, arzulu ve korkmayan bir takım.
Bu maçın adı tek bir yerde yazılacaksa, o da kalede yazılmalı: Elyasa.
Ağrı 1970 Spor’un kalecisi Elyasa, çıkardığı net pozisyonlarla yalnızca kaleyi değil, takımın umudunu da ayakta tuttu.
Bu bir “iyi kaleci performansı” değil; bu, doğrudan 1 puanı getiren bir karakter duruşuydu.
Ama mesele sadece Elyasa değil.
Bu takım sahada şunu söyledi:
“Biz işimizi yapıyoruz, gerisi teferruat.”
Eksiklere, baskıya, puan tablosuna rağmen deplasman fobisi olmayan, oyundan kopmayan bir Ağrı 1970 Spor izledik. Son düdükle birlikte her iki takım da 15 puanla 12. ve 13. sıraya yerleşti. Belki sıralama değişmedi ama bir şey değişti: Bu takımın inancı.
Şimdi önümüzde kritik bir maç var.
Ligin son sırasında yer alan Suvermez Kapadokya Spor, ilk yarının son haftasında Ağrı’da konuk edilecek. Bu maç artık sıradan bir maç değil. Bu maç, bu direncin puanla taçlanıp taçlanmayacağının göstergesi olacak.
Buradan açık çağrıdır:
Ağrı halkı bu takıma sahip çıkmalıdır.
Tribünler dolmalı, bu çocuklar yalnız bırakılmamalıdır.
Çünkü bu takım bugün şunu gösterdi:
İnanan bir takım vardı sahada.
Ve inanan takım, her zaman umudu hak eder.
Şimdi kenetlenme zamanı.
Not:
Bu yazıyı kaleme alırken bir hususu da kayda geçirmek isterim. Son günlerde bir sohbet ortamında, bir kulüp yöneticisinin yazdığım yazıları yazabilecek kapasiteye sahip olmadığımı ima ettiğini duydum. İsmini anmayacağım; zira kimseyi ismiyle rencide etme gibi bir derdim yok.
Ancak şunu açıkça ifade edeyim:
Benim saçımın tüyü kadar bu takıma emeğin yokken, böylesi imalı cümleler kurmak çok da şık değildir. “Kül çocukluğu” henüz üzerinden atamamışken, ahkâm kesmek kimseye yakışmaz.
Evet, kabul ediyorum; noktam, virgülüm, edebiyatım senin kadar iyi olmayabilir. Ama öğretmen olmak da insanı otomatik olarak iyi bir edebiyatçı yapmaz. Şundan ise son derece eminim: Futbolu senden daha iyi biliyorum ve futbol yorumculuğunu da senden daha iyi yapıyorum.
Çünkü bu takımı sen değil, ben çıkardım, biz çıkardık; arkadaşlarımızla, omuz omuza verdik. Sen o günlerde ortalıkta bile yoktun. Bugün geriye dönüp imalı göndermeler yapmak, geçmişi değiştirmez.
İsmini özellikle yazmıyorum.
Çünkü seni, futbol bilgin üzerinden sorgulayarak daha fazla rencide etmek istemiyorum.
Bu da buraya not düşülmüş olsun.
Haber Kaynağı: Ağrı'nın Haber Merkezi | Ajans04.Net Ağrı Haberleri
Henüz yorum yapılmamış.